KALBİMİZ SERDAR ORTAÇ`LA ATIYOR
KALBİMİZ SERDAR ORTAÇ`LA ATIYOR!

KALBİMİZ SERDAR ORTAÇ`LA ATIYOR

KALBİMİZ SERDAR ORTAÇ`LA ATIYOR
 
AnasayfaAnasayfa  SERDAR ORTAÇSERDAR ORTAÇ  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Sayın site üyeleri ve misafirleri en çok paylaşım ve katılım yapan üyemize ödül var,Ödül sitedeki gruplara üye olmaktan ibaretdir.Yönetim tarafından hangi gruba üye yapılacak olmanız sitedeki paylaşımlarınızın,katılımlarınızın sayısından ve sitede aktiv olma zamanınızdan asılıdır..Bundan asılı olarak grup Admin,Co Admin,Süper Moderatör,Moderatör ve ya Haberci ola bilir.Saygılarımızla SERDAR ORTAÇ FAN SİTESİ YÖNETİMİ.

 

 FLAŞ!..KÖŞE YAZARLARI, ÜNLÜ SENARİST MERAL OKAY’IN ANİ ÖLÜMÜNÜ KÖŞELERİNE TAŞIDI!.. İŞTE O YAZILAR!.. TIKLAYIN!..

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
shady serdar
KATILIMCI ve PAYLAŞIMCI SORFAN
KATILIMCI ve PAYLAŞIMCI SORFAN
shady serdar

Mesaj Sayısı : 1467
Kayıt tarihi : 02/12/10
Yaş : 29
Nerden : iran tebriz

FLAŞ!..KÖŞE YAZARLARI, ÜNLÜ SENARİST MERAL OKAY’IN ANİ ÖLÜMÜNÜ KÖŞELERİNE TAŞIDI!.. İŞTE O YAZILAR!.. TIKLAYIN!..   Empty
100412
MesajFLAŞ!..KÖŞE YAZARLARI, ÜNLÜ SENARİST MERAL OKAY’IN ANİ ÖLÜMÜNÜ KÖŞELERİNE TAŞIDI!.. İŞTE O YAZILAR!.. TIKLAYIN!..

Cengiz Semercioğlu

Meğer acelesi varmış

Gazeteciliğe yeni başladığım yıllarda toy bir muhabir olarak Yaman Okay’ı bir-iki sette takip etme fırsatım olmuştu.

Hayata bakışı, duruşu, her şeye sol kroşe vuruşuyla dönemin en sözü dinlenen oyuncularındandı.

Ben ‘tanışalı’ henüz 1-2 yıl olmuştu ki 1993 yılında hayatını kaybetti Yaman Okay...

42 yaşındaydı...

Çok az tanımama rağmen çok fazla üzülmüştüm Yaman Okay’a...

Yaman Okay’ı değil ama eşi Meral Okay’ı çok daha fazla tanıdım...

İkinci Bahar’ın Kasap Melahat’ından, Yeditepe İstanbul’un Havva’sından, Asmalı Konak’ın, Muhteşem Yüzyıl’ın yaratıcısı olmasından daha fazlasıydı bizim için Meral Okay...

Size bir şey söyleyeyim mi, bizim sektörde herkes herkes için kötü bir şeyler söyler...

Sektörde arkasından kötü konuşulmayan ender insanlardandı Meral Okay...

Adı geçtiğinde herkesin gülümsediği, hakkında hep iyi şeyler söylenen bir insan...

En çok insanlığını severdim ama itiraf edeyim ben kalemini oyunculuğundan daha çok severdim Meral Okay’ın.

42 yaşında kaybettiği kocası Yaman Okay’ın ardından şu satırları yazan kaleme saygı duyulmaz mı;

“Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız.

Bir o kadar da yiğitti.

Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış. Her şeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu...

Ben köşeleri çok olan bir insandım, Yaman beni eğitti. Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ‘biz’ olabilme halidir”.

İkinci Bahar’lar, Asmalı Konak’lar, Muhteşem Yüzyıl’lar...

Meğer Yaman Okay gibi, Meral’in de acelesi varmış.



Reha Muhtar

Yatakta mışıl mışıl uyuyordu Meral’cik!..

Çocuklar yeni uyanmış, kahvaltılarını etmişlerdi...

“Red Kit” seyretmek istemiş, DVD’ye Red Kit’i koymuşlardı...

Yatakta gazeteleri okuyordum...

Telefona mesaj o sırada düştü...

Genelde o saatlerde ‘hava durumu’ gibi şeyler düşerdi cep telefonunun mesajına...

Kısacık bir mesajdı...

“Meral Okay vefat etti...”

“Ay” diyerek ayağa fırladığımı hatırlıyorum...

Sonra öyle kalıverdim telefon elimde...

Koskoca bir hayat, tek bir kelimeyle bitivermişti işte...

***

Telefonlar, aniden çalmaya başladılar...

Ağlamakla, cevap vermeye çalışmak arasında “araf”ta bir yerlerde çocuklara fark ettirmeden, bir şeyler söylemeye çalışıyor, daha çok geveliyordum...

Çocuklar farkında değillerdi bir şeyler olduğunun...

Görünür yaramazlıklar yaparak dikkatimi çekmeye çalışıyorlardı...

“Arkadaş” kelimesini ve arkadaşlığı bir miktar anlatmıştım onlara...

Fakat “ölüm” kelimesini henüz anlatamamıştım...

Onlara ölüm anında “ölüm”ü anlatamayacağıma karar verdim...

Ablaları üzerinden kendi odalarında oynamaya teşvik ettim...

Telefonlar geliyor, ben ne yapacağmı bilemez halde, oradan oraya savruluyordum...

***

Birkaç telefondan sonra, “o” telefon geldi...

Cep telefonu çaldı ve çalan telefonun üzerinde “Meral Okay” yazdı...

Meral Okay beni arıyordu!..

Birkaç saniye durakladım...

Aklıma Ufuk Güldemir geldi...

Öldüğünden, onun telefonunu silmeye kıyamamıştım...

Hala dururdu telefon rehberimde...

Şimdi Meral arıyordu!..

Kim bilir hangi dünyalardan beni çağırıyordu!..

Açtım telefonu...

Meral’in yardımcısı onun telefonundan arıyordu beni...

“Meral’in arkadaşları evde toplandık... Sizi bekliyoruz Reha Bey...” dedi...

Meral’in cep telefonu, Meral’e çağırıyordu beni!..

Üstümü giyinip iki bina yandaki eve gittim...

Salonun denize bakan köşesinde Meral bir bebek gibi, mışıl mışıl uyuyordu...

Yüzünde bir huzur...

Bir berraklık...

Bir duruluk...

Bir beyazlık...

Bir nur vardı yüzünde...

***

Dilara (Endican) yanındaki ‘tek’ koltukta oturmuş ona bakıyordu...

Uzaklarda bir yerlere bakar gibi, derin derin...

Pelin (Akat) ağlıyordu...

Yatağın çaprazındaki boş kanepenin bir kenarına iliştim...

Evin ahalisi arkalarda öbek öbek toplanmıştı...

Meral yatıyordu...

Dilara, Pelin, ben etrafında oturmaktaydık...

Ben denize bakıyordum...

Arada bir yan gözlerle Meral’i süzmekteydim...

Dilara yanaklarından öpüyordu onu...

Sezen geldi...

Ağlamaktan gözleri şişmişti...

Eğildi Meral’i öptü, öptü, öptü...

Çığlıklar yükseldi evden...

Boğaz’ın üstüne uçtular pencereden!..

***

Emekli asker babası Ankara’dan gelmişti...

Ata Bey gözleri yaşlı, arka odada taziyeleri kabul ediyordu...

Mustafa Sarıgül vardı yanında...

Durup durup tansiyonunu ölçüyorlardı Ata Bey’in...

Sonra amcası geldi, halası geldi Meral’in...

Ne ilginçti!..

Hep Meral’e benziyorlardı...

Meral’in yanına döndüm...

Mustafa Oğuz vardı yanında...

Aslı Öymen gelmişti...

Sezen “ben gideyim” diyordu, daha fazla dayanamayacaktı...

Denizden gönderdiler onu karşıdaki evine...

Sonra ‘ambülans geldi’ dediler...

Meral’i sarıp götüreceklerdi...

Sarmaya başladıklarında ayaktaydım...

Kanepeye çöktüm, kafamı çevirdim...

Uzaklara, çok uzaklara, denizin sonsuzluklarına baktım...

Bakamayacaktım daha fazla Meral’e...

Gökyüzüne baktım onun yerine...

Bir gün yeniden buşuşacağımız o gökyüzüne...

Bahar günlerinin mutat “güneş”ine inat, bir buğu vardı dün sabah gökyüzünde...

Bulutlar vardı, koyu gri bulutlar...

Yağmur yağıyordu, sicim gibi pencerelere çarparak düşüyordu Boğaz’ın üstüne...

Rahmet!..

*****

‘BİR’ NİSAN ŞAKASI...

Dün televizyonlar aradı...

Birkaç gün önce Meral’le ilgili yazdığım satırları sordular bana...

Sürekli “1 Nisan tarihli yazınız” deyip duruyorlardı...

Dikkat etmemiştim...

Fark ettim ki 1 Nisan’da yazmışım Meral’in Son Günleri’nin yazısını...

‘Bir Nisan şakası’ gibi mi göstermek istemiş bilinçaltım Meral’in hastalığını acaba?..

Kim bilir?..

Fakat bugün 10 Nisan...

Şaka günü değil ve ben Bebek Camii’ne gideceğim...

Dün denize bakan köşesinde, televizyonun karşısındaki yatağında bebekler gibi uyuyordu Meral...

Anladım ki “Bir Nisan şakası” değildir yaşadığım...

Arkadaşım öldü...

Geriye, ölmeden önce yazdığım o son satırlar kaldı...

***

“Bir ay kadar önce, günlük yazıya başlamadan deniz kenarında minyatür voltalar atmaktaydım...

Cep telefonum çaldı, bir de baktım Meral (Okay)...

- “Seni görüyorum” dedi, “Deniz kenarında yürüyorsun... Yanına taşındım... Sezen bu apartman dairesini kiralamam için seferber oldu... Kafanı kaldır, sol tarafına bak, beni göreceksin...”

İki apartman bitişiğimde, üst katın penceresinden el sallıyordu bana...

Akademi Türkiye yarışmasında tanışıp samimi olmuştuk Meral’le...

Elbet samimiyetin esas temeli, bir yarışma programının renkli görselliğinden maada, Ankara’nın 78 kuşağını bağrına basan, kesif sigara dumanlı, oksijensiz kirliliklerden muzdarip, yeşilsiz soğukların etkisinde, ‘kalorifer isleriyle kaplı’, mavi panzerle çevrili, yeşil parkalı, Çağdaş Sahne’li, Ankara Sanat’lı, Zafer Pasaj’lı, Tandoğan Meydan’lı sıcak sohbetleriyle, samimi havasının ikimizin hayatlarında yarattığı paralel izdüşümleriydi...

***

Birbirimizin gözlerine bakarak anlaşırdık Meral’le...

Bir kuşağın, ölümden, baskıdan, zulümden, hoyratlıktan; her birinden bir şeyler kaybederek, yürüdüğü o ince meçhul güzergahta birbirimizi görmeden, tanışmaktaydık Meral’e...

Kocasını kanserden kaybetmişti...

Aynı yaştaydık...

Senaryolar yazıyor, senaryolar biriktiriyordu...

Sonra Muhteşem Yüzyıl’la inanılmaz bir başarıyı yakaladı...

Kim bilir hayatında kaçıncı kez o muhteşem başarıyı yakalıyordu...

Bütün okların da hedefi oldu elbet...

Kim bilir o da kaçıncı kez...

Hayat hep azimli başarılarla, ölümcül okların tahteravallisi arasında geçip durdu bizler için...

***

- “Sezen’i de alalım, beraber yemek yiyelim” diyordu...

Sezen, Meral, ben, hep üçümüz buluşmaya niyetlenir, hep niyetlerimizin çok azını gerçekleştirebilirdik...

Buluşacak olmanın verdiği ümidin heyecanı, sanırsam bizi diri tutmaya yeterdi...

Yolculuğa gidilecek yerden çok, yolculuğun kendisinin insana haz vermesi gibi bir şey...

Yine tam buluşacaktık ki, Meral kanser oldu...

Bana laf arasında söyledi, sanki, nezle olmuşmuş gibi...

Ben de nezle olmuş gibi takmamış gibi davrandım ve yazmadım...

Ameliyat oldu...

Kemoterapiye başladı...

Vücudundaki agresif tümörle savaşmaya kendini adadı...

***

Geçen gün Sezen “Ateşi çıktı, dün hastaneye gitti” dedi...

Aradım ki, bu sefer de bir virüs bulaşmış, bir haftadır ateş sarmış arkadaşımı...

Sezen karşıdaki evde Meral’e bir oda yapmış...

Orada kalsın diye...

Şimdi hastanede...

Ateşini düşürmeye çalışıyor doktorlar...

Düşerse yeniden kemoterapi...

Biz yine buluşmaya karar verdik bermutat...

Sinema için hikayeler yazacağım, Meral senaryosunu, Sezen şarkılarını yazar belki...

Yaşadığımız hayatların ve acıların anısına...

Fethullah Hoca’yla, geçmiş günlerde stüdyoda yayınlar yapmış, yemekler yemiş, sohbetler etmiştim...

İnsan üzerinde bıraktığı olumlu bir enerjisi vardır Fethullah Hoca’nın...

Geçenlerde “çok ağır eleştirilerini okumuştum” Fethullah Hoca’nın Muhteşem Yüzyıl dizisiyle ilgili...

Eleştirilerine bir şey söylemem...

Fakat bir gönül mesajı olarak kendisine iletebilirim ki, “Meral Okay sevgi dolu, çok dost bir yürektir...”

Dün telefonda konuşurken; “Neler gördük kızım biz?..” dedim, “Ne ölümler, ne dirilişler!.. Bir şey olmaz bize merak etme...”

- “Vurdu mu fena vuruyor Reha’cığım...” dedi...

Geçecek elbet...

Daha yemekler yiyeceğiz elbet...

Şarkılar besteleyeceğiz...

Hikayeler yazıp, filmler çevireceğiz...

Güzel günler göreceğiz çocuklar...

Güneşli ve güzel günler...

Hoş geldin Nisan...”

***

Bu satırlar Meral hayattayken yazdığım son satırlardı...

Öyle umsak da hoş gelmedi Nisan...

Ölüm getirdi...

Meral öldü ve gitti...

“Kendi gitti, satırlar kaldı yadigar” derdi Orhan Veli yaşasaydı...

Kalır mı acaba yadigar satırlar?..

Bilmem ki; orası da pek belli değil...





Zülfü Livaneli

Kamuoyu onu Muhteşem Yüzyıl’n yazarı, dostları ise muhteşem bir dost olarak bildi.

Muhteşem Yüzyıl dizisinin başladığı ilk haftaları hatırlıyor musunuz: Hakaretler, saldırılar, sırtına bir sünnet pelerini geçirip eline tahta kılıç alarak zavallı bir beygir üstünde protesto gösterileri yapanlar... Yani “kamuoyu” dediğimiz toptancılığın kara cehaleti.

Onlara göre padişahlar sadece asar keser, savaşa gider, namaz kılar, içki içmez ve hareme yaklaşmazdı. Bu dizi sayesinde belki de ilk kez gerçeği -o da hâlâ sansürlü bir bölümünü- gördüler ve küplere bindiler.

Ama bir yandan da içlerindeki entrika merakı yüzünden dizinin tiryakisi kesildiler. Şimdi bir fırtına da “Kanuni”nin o pek yakışıklı Şehzade Mustafa’sını ve o çok şirin diğer oğullarını, hatta torunlarını boğdurttuğunu gördükleri zaman kopacak. “Böyle bir şey olmadı” diyecekler ama gerçekler “güm” diye çarpacak kafalarına. Babasından büyük bir imparatorluk devralan Süleyman’ın öldüre öldüre oğul bırakmadığını ve kendisi Zigetvar’da can verdiği zaman tahta mecburen hayatta kalan tek oğlu Sarhoş Selim’in çıktığını öğrenecekler. “Duraklama Devri”nin niye o tarihte başlayacağını anlayacaklar.

Bu yüzden geçenlerde sevgili arkadaşım Meral Okay’a “Çok büyük bir görev yapıyorsun. Popüler düzeyde halkın ilk kez gerçeklerle yüzleşmesini, sağlıyorsun” demiştim.

“Ahh be Zülfücüğüm’’ dedi; “ama neler pahasına!”

Sesi isyan doluydu. Halkın ve basın canavarlarının yaptığı haksızlığa dayanamıyordu, isyan ediyordu.

Hastalığını ilk öğrendiği zaman umutluydu, onu da atlatacağını düşünüyordu ama bu zalim, yere batası, birbirine düşman ortam Meral’de moral falan bırakmadı. Cahil cesaretiyle onu yerden yere vurdular.

Bu yüzden şu önemli sözü tekrarlayıp duruyordu: “Eskiden zalimin zulmü vardı, şimdi cahilin zulmü.”

Bir örnek vereyim: Dizide Hürrem’le Süleyman evlenirken, “Abdullah kızı Hürrem” deniyordu. Ben de basının buna, “büyük hata” olarak saldıracağını bildiğim için, o takdimin çok doğru bir tanımlama olduğunu anlatan bir yazıyla Meral’e dikkatinden ötürü teşekkür etmiştim. Çünkü bütün “mühtedi”lerin, yani İslam dinine dönenlerin baba adı olarak Abdullah, yani “Allah’ın kulu” kullanılırdı. Bugün Anadolu’da İslam’a dönmüş binlerce Ermeni’nin nüfus cüzdanlarında baba adı olarak “Abdullah” yazar.

Meral bu dikkatinden dolayı takdir toplayacağına, ağır bir eleştiri bombardımanı altında kalmıştı.

“Ne yapacağız?” diyordu,

“Cehalet bizi boğuyor artık, ne yapacağız?”

Haklıydı. Hem de yalnız cehalet değil, cehalet ve kötü niyet karması, bu ülkedeki her vicdanlı, iyi niyetli, kaliteli insanı boğuyor artık.

İşte Meral de gitti.

Azrail’le mücadeleyi meslek haline getirmiş olan Sezen, sevgili arkadaşı için çok çırpındı, hatta yeni tedavi yöntemleri bile denendi ama olmadı.

Bir yanda körkütük cahil kötü niyet, bir yanda hoyratlık, sevgisizlik, düşmanlık ortamı; öte yanda Greenpeace’in açıkladığı zehirli yiyecekler, zehirli sular, tavuklar, etler sayesinde bulaşıcı hastalığa dönüşen kanser, Meralciği alıp götürdü.

Seni hiç unutmayacağız sevgili arkadaşım. Ve elbette bir gün bu ülkede zalim de cahil de yenilecek.

Biz göremesek bile.



Yüksel Aytuğ

Gerçek televizyon şehidi

Meral Okay ile en son 3 ay önce telefonda konuşmuştum. Son derece üzgün ve moralsizdi. Muhteşem Yüzyıl dizisiyle ilgili suçlamalar, onu neredeyse hastalığından daha fazla yıpratmıştı.

Saçma sapan eleştiriler yapıldığı yetmiyormuş gibi, bazı kişilerden ölüm tehditleri aldığını, taciz edildiğini, hayatının işkenceye dönüştüğünü belirterek; "Ben burada canımla uğraşıyorum. Bir de üstüne bunlarla uğraşmak zorunda kalıyorum" demişti.

Karşımda bu denli mutsuz, umutsuz ve bezgin bir Meral Okay bulacağımı ummamıştım.

Zira onunla Akademi Türkiye yarışmasında birlikte çalışmış, 'Akademi Müdiresi' görevinin altından nasıl da başarıyla kalktığına şahit olup güçlü kişiliğine hayran kalmıştım. Karşımda 'vazgeçmiş' ve 'pişman' Meral Okay'ı bulunca, ona moral vermek, destek olmak ihtiyacını hissettim. Dedim ki, "Sakın yazılanlara, söylenenlere aldırma. Gerekirse hukuki işlem başlatsın avukatların. Bize en çok sen lazımsın, Meral Okay lazım. Bir dizi için kıyma kendine..."

Dün sabah ekranda 'Ünlü oyuncu ve senarist Meral Okay hayatını kaybetti' yazısını görünce, üzüntü ile öfke arası acayip bir fırtına koptu içimde. Hem Meral Okay'a üzüldüm, hem de Muhteşem Yüzyıl için sürekli kaleme aldığım 'Bu dizi, bir belgesel değil; yapmayın, etmeyin, kıymayın' yazılarının buhar olup havaya karışmasına öfkelendim.

Meral Okay, sektörün acımasız çarklarının hayattan kopardığı bir televizyon şehididir. Üstelik onca saldırı ve tehdide aldırmadan göğsünü kalemine siper eden, doğru bildiğinden şaşmayan, eğilip bükülmeyen gerçek bir kahramandır. Allah gani gani rahmet eylesin...

Ali Eyüboğlu

MERAL OKAY’IN ARDINDAN

Meral Okay’ın kansere yakalandığını telefonla söylemişti bana Sezen Aksu. Bir de ricada bulunmuştu Aksu, “Ne olur sakın yazma, kimse bilmiyor daha” diye. Aradan aylar geçti ve Okay, yaşam savaşını kaybetti. Mekanı cennet olsun. Ailesine, sevenlerine ve Sezen Aksu’ya da Allah’tan sabır diliyorum.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bu yazıyı burda paylaş : redditgoogle

FLAŞ!..KÖŞE YAZARLARI, ÜNLÜ SENARİST MERAL OKAY’IN ANİ ÖLÜMÜNÜ KÖŞELERİNE TAŞIDI!.. İŞTE O YAZILAR!.. TIKLAYIN!.. :: Yorum

Yorum yok.
 

FLAŞ!..KÖŞE YAZARLARI, ÜNLÜ SENARİST MERAL OKAY’IN ANİ ÖLÜMÜNÜ KÖŞELERİNE TAŞIDI!.. İŞTE O YAZILAR!.. TIKLAYIN!..

Sayfa başına dön 

1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KALBİMİZ SERDAR ORTAÇ`LA ATIYOR :: Gündemdeki haberler :: magazin bölümü-
Buraya geçin: